SETBİR Başkanı Sağlık: “Savaş koşullarına rağmen süt ürünleri ihracatımız yükseldi”
02/07/2026 - 17:04:00
İran ile ABD – İsrail arasında savaşın olduğu mart ayında Türkiye’nin süt ve süt ürünleri ihracatının geçtiğimiz yılın aynı ayına göre %22 düşüş gösterdiğini açıklayan Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Fatma Can Sağlık, “Ülkemizin coğrafi konumu ve güçlü üretim alt yapısı kriz dönemlerinde önemli bir avantaj sağlıyor. Dış ticaret verileri geçtiğimiz nisanda ihracatın toparlandığını, hatta 2024 ve 2025 yıllarının aynı dönemine göre daha yüksek ihracat geliri elde edildiğini gösteriyor” diyor.
Röportaj: Özgür Çilek / Gıda Teknolojisi Dergisi
* Bu röportaj, Gıda Teknolojisi Dergisi'nin Mayıs - Haziran 2026 sayısında yayımlanmıştır.
Öncelikle nazik dilekleriniz için teşekkür ederim. SETBİR Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmekten büyük bir onur ve sorumluluk duyuyorum. Ben 1989 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum ve aynı yıl özel sektörde proje mühendisi olarak çalışma hayatına başladım. Daha sonra kamuya geçtim. Uzman yardımcısı olarak başladığım Çevre Bakanlığı’nda çevre uzmanı olarak, özellikle çevre politikaları ve küresel çevre sorunlarıyla mücadele kapsamında oluşturulan uluslararası sözleşmelerin ülkemizde uygulanmasına yönelik çalışmalarda görev aldım.
2001 yılında Avrupa Birliği’yle ilişkiler alanında çalışmaya başladım ve bugünkü adıyla Avrupa Birliği Başkanlığı bünyesinde görev yaptım. 2003-2011 yılları arasında Tarım ve Balıkçılık Başkanlığı görevini yürüttüm ve Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinde tarım, gıda güvenliği, veterinerlik ve balıkçılık alanlarındaki çalışmaların koordinasyonunda aktif rol aldım. Ardından 2011-2014 yılları arasında Brüksel'de, Avrupa Birliği nezdinde Türkiye Daimî Temsilciliği'nde görev yaptım. Bu görevim sırasında hem Avrupa Birliği politikalarını yakından takip etme hem de ülkemizin tarım ve gıda sektörüne ilişkin önceliklerini uluslararası platformlarda temsil etme fırsatı buldum. 2014 yılında kamu görevinden ayrılarak Sütaş Grubu ailesine katıldım. Halen Sütaş Grubu İcra Kurulu Üyesi olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Kariyerim boyunca çevre, sürdürülebilirlik, tarım, gıda ve Avrupa Birliği politikalarının kesişiminde çalışma imkânı buldum.
“SÜT ÜRETİMİNDE DÜNYADA İLK 10'UN İÇİNDEYİZ"
Türkiye’nin dünya süt endüstrisindeki yeri hakkında bilgi vererek, ülkemizde süt ve süt ürünleri sektörüne ilişkin güncel verileri bizimle paylaşabilir misiniz? Ülkemizde süt üretiminin son yıllardaki performansınına ilişkin veriler bize neler söylüyor?
Türkiye’de süt ve süt ürünleri sektörü hem tarımsal üretim hem de gıda sanayi açısından stratejik öneme sahip sektörlerden biridir. Sektör; kaba yem ve yem maddeleri üretimi, yem sanayi, süt hayvancılığı, süt toplama faaliyetleri, süt işleme tesisleri, lojistik, perakende ve ihracatı kapsayan uzun bir değer zincirine sahip. Bu yapısıyla çok geniş bir ekonomik ekosistemi oluşturuyor. Türkiye dünyanın önde gelen süt üreticileri arasında yer alıyor ve çiğ süt üretiminde çok güçlü bir yere sahiptir. Son 9 yıldır 20 milyon tonun üzerinde süt üretimiyle ülkemizin, Almanya ve Fransa’nın ardından Avrupa’da 3’üncü, dünyada da ilk 10 arasında olması hepimiz için gerçekten gurur verici bir tablo.
TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’de 2025 yılında toplam 21 milyon 379 bin 88 ton çiğ süt üretimi gerçekleşti. Detaylarına indiğimizde, 20 milyon 202 bin 934 ton (%94,5) ile inek sütü bu üretim içinde en büyük paya sahip. Onu 798 bin 700 tonla koyun sütü (%3,7), 338 bin 530 tonla keçi sütü (%1,6) ve 38 bin 924 tonla da (%0,2) manda sütü izliyor. Ülkemizde üretilen toplam süt miktarının yıllara göre yaklaşık %50-60’ı sanayi tarafından işleniyor. Bu bağlamda 2025 yılında sanayi tarafından toplanan inek sütü 11 milyon 233 bin ton oldu. Sanayinin topladığı bu sütten; 1 milyon 640 bin ton içme sütü, 1,4 milyon ton yoğurt, 1 milyon 50 bin ton ayran ve kefir, yaklaşık 838 bin ton inek peyniri, 123 bin ton süt tozu ve 108 bin ton da tereyağı ve sadeyağ üretildi.
Ambalajlı süt ve süt ürünleri pazarında da son yıllarda ciro bazında güçlü büyüme gözlenmektedir. Sektör yalnızca iç pazara değil, yıllara göre değişmekle birlikte peynir, süt tozu, tereyağı ve dondurma gibi ürünlerle ihracata da katkı sağlamaktadır. Süt üretimi Türkiye’de özellikle kırsal bölgelerde önemli bir gelir ve istihdam kaynağıdır. TÜİK ve Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, yaklaşık 1 milyon süt hayvancılığı işletmesi var. Süt sığırcılığı, hayvancılık faaliyetleri içinde en düzenli nakit akışı sağlayan üretim kollarından biri olduğu için kırsal nüfusun ekonomik sürdürülebilirliğinde kritik rol oynuyor. Ayrıca süt işleme sanayisinde faaliyet gösteren işletmeler de önemli istihdam yaratıyor. TÜİK tarafından yayımlanan yıllık sanayi ve hizmet istatistikleri kapsamında, 2024 yılında süt ürünleri imalatında faaliyet gösteren 3 bin 171 girişimde 56 bin 338 kişi çalışıyor.
“SÜTÜN KAYIT DIŞILIĞI GIDA GÜVENLİĞİ AÇISINDAN BÜYÜK RİSK"
Türkiye’de üretilen sütün yarısının sanayide işlendiğini biliyoruz. Sütün yarısının kayıt altına alınamaması ekonomik kayıp ve gıda güvenliği bağlamında hangi riskleri doğuruyor?
Türkiye'de üretilen sütün tamamı kayıtlı süt işleme tesislerine ulaşmıyor. TÜİK'in yayımladığı çiğ süt üretim istatistiklerine göre, üretilen çiğ sütün yaklaşık yarısı sanayiye ulaşarak onaylı işletmelerde işlenirken, bir bölümü doğrudan tüketiliyor, çiftlikte değerlendiriliyor veya kayıt dışı kanallar aracılığıyla pazara sunuluyor. Ancak "kayıt dışı" olarak tanımlana gelen bölümün tamamının yasa dışı faaliyetlerden oluşmadığını belirtmek gerekir. Aile işletmelerinde öz tüketim, yerel ölçekte doğrudan satışlar ve çiftlik içi kullanım da bu miktarın içinde yer alıyor. Bununla birlikte sektör temsilcileri uzun yıllardır Türkiye'de üretilen sütün yaklaşık yarısının modern süt sanayisinin tedarik zincirine girmediğine dikkat çekiyor. Bu nedenle çiğ süt üretimiyle sanayi tarafından işlenen süt miktarı arasında dikkat çekici bir fark var.
Burada daha önemli olan gıda güvenliği açısından ortaya çıkan riskler. Kayıtlı süt işleme tesislerinde süt; soğuk zincir, kalite kontrol, antibiyotik kalıntısı analizleri, hijyen standartları ve izlenebilirlik süreçlerinden geçerek işleniyor. Kayıt dışı kanallarda ise bu kontrollerin tamamının uygulanıp uygulanmadığı denetlenememekte. Özellikle uygun koşullarda muhafaza edilmeyen çiğ sütlerde mikrobiyolojik riskler artabilmekte, zoonotik hastalıkların yayılma ihtimali yükselebilmekte ve tüketici sağlığı açısından sorunlar ortaya çıkabilmekte. Ayrıca herhangi bir gıda güvenilirliği sorunu yaşandığında sorunun kaynağına ulaşılması ve geri çağırma süreçlerinin yürütülmesi de çok mümkün değil. Bu nedenle son yıllarda hem Tarım ve Orman Bakanlığı hem de sektör kuruluşları tarafından süt toplama alt yapısının geliştirilmesi, soğuk zincirin yaygınlaştırılması, üretici örgütlenmesinin güçlendirilmesi ve kayıtlı süt arzının artırılması yönünde çalışmalar yürütülüyor.
“DONDURMA, SEKTÖRÜMÜZE YÜKSEK KATMA DEĞER YARATIYOR"
Ülkemizde dondurma pazarında son yıllarda hızlı bir değişim yaşanıyor. Birçok firma ve markanın bu alana ciddi yatırımları söz konusu. Dondurma sektörüne ilişkin elinizdeki güncel verileri aktarabilir misiniz?
Türkiye'de dondurma sektörü son yıllarda gerçekten dikkat çekici bir dönüşüm yaşıyor. Artık dondurma sadece yaz aylarında tüketilen mevsimlik bir ürün olmaktan çıkıp, dört mevsim tüketilen ve katma değeri yüksek bir süt ürünü kategorisine dönüştü. Bu dönüşüm hem büyük sanayi kuruluşlarının hem de yerel üreticilerin yatırımlarını artırmasına neden oluyor. Özellikle premium ürünler, geleneksel Maraş dondurması, fonksiyonel ürünler ve yenilikçi lezzetler pazarın büyümesini destekliyor.
Dondurma sektörünün süt sanayisi açısından bir diğer önemi de yüksek katma değer yaratması. Dondurma üretiminde kullanılan süt, krema ve süt bileşenleri sayesinde süt üreticilerine ek pazar oluştururken, ihracat tarafında da olumlu bir performans sergiliyor. Amerika ve Orta Doğu pazarı başta olmak üzere 30'dan fazla ülkeye dondurma ihraç ediyoruz. Geleneksel Türk dondurması, coğrafi işaretli ürün olma yolunda ilerlerken, turizm sektörüne entegre olarak ülkemizin tanıtımına da katkı sunuyor. Önümüzdeki dönemde özellikle genç nüfusun tüketim alışkanlıkları, ev dışı tüketim kanallarının gelişimi ve ihracat pazarlarındaki büyüme dikkate alındığında, Türkiye dondurma sektörünün hem hacim hem de değer bazında büyümesini sürdüreceğini öngörüyoruz.
"ÇİĞ SÜTTE MALİYETİN %70'İNİ YEM FİYATLARI OLUŞTURUYOR"
Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından 1 Mayıs 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere belirlenen çiğ inek sütü tavsiye satış fiyatı; üreticinin eline litre başına net geçecek şekilde 24,30 TL olarak açıklandı. Süt üreticileri bu fiyatın üretim maliyetinin altında kaldığını belirterek çiftçinin zarar ettiğini söylüyor. SETBİR olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
Yem, işçilik, enerji ve veterinerlik gibi hizmetler çiğ süt üretiminde başlıca maliyet kalemleri. Yem, toplam maliyetin yaklaşık %70’ini oluşturduğu için çiğ süt üretiminde en belirleyici maliyet kalemi. Tüm bu kalemlerdeki artışlar doğal olarak çiğ süt üretim maliyetini de yukarı çekmekte. Diğer taraftan hayvan beslenmesinde önemli paya sahip karma yemde kullanılan yem maddelerinin yarısından fazlası da ithal ediliyor. Ulusal Süt Konseyi (USK) 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, çiğ süt referans fiyatını üreticinin eline litre başına net geçecek şekilde (çiğ süt destekleri hariç) 24,30TL olarak güncelledi. Bilindiği üzere, Ulusal Süt Konseyi’nde üretici, sanayici ve kamu sektörü temsilcileri birlikte yer alıyor. Çiğ süt referans fiyatı da üretim maliyetleri göz önünde bulundurularak belirleniyor.
USK’nın kurulma amacı, ilgili paydaşların katılımıyla karar alınabilmesini sağlamaktır. Serbest piyasa sisteminde fiyatlar genel olarak piyasa tarafından belirlenmekle beraber çiğ süt konusunda bir tavsiye fiyat mekanizması getirilerek esas itibarıyla tedarik zincirinin ilk aşamasındaki üreticiler ve çiftçiler korunmaya çalışılıyor. Belirlenen tavsiye fiyatı, dönemsel olarak ve bazen de gerektiğinde USK tarafından maliyetlerdeki artışlar göz önünde bulundurularak güncellenmekte.
“2025 İHRACATIMIZ 480,6 MİLYON DOLAR"
Türkiye’nin süt ürünleri ihracatının genel görünümü bize neler söylüyor? Yılda kaç ülkeye ne kadar miktarda ihracat yapıyoruz?
Türkiye’nin süt üretimindeki gücü, dış ticaret verilerinde de çok net bir şekilde kendini gösteriyor. Ülkemiz süt ve süt ürünleri sektöründe net ihracatçı konumunda bulunuyor. 2025 yılında yaklaşık 213 bin ton süt ve süt ürünü ihracatı gerçekleştirdik ve bunun karşılığında 480,6 milyon dolar döviz geliri elde ettik. Aynı dönemde yaklaşık 17,4 bin tonluk ithalata karşılık 89 milyon dolar ödeme yapıldı. Bu tablo, sektörümüzün hem üretim kapasitesini hem de uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü ortaya koyuyor. Türk süt ürünleri bugün dünyanın dört bir yanındaki tüketicilere ulaşıyor. Son yıllarda ihracat yapılan ülke sayısı 100’ün üzerine çıkmış durumda. Özellikle Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Libya, Azerbaycan, Özbekistan ve Çin gibi ülkeler önemli pazarlarımız arasında yer alıyor. Bunun yanında Avrupa Birliği ülkelerine yönelik ihracatımız da belirli ürün gruplarında gelişimini sürdürüyor. Afrika kıtası ise genç nüfusu, artan kentleşme oranı ve büyüyen gıda talebiyle sektörümüz açısından gelecek vadeden pazarlardan biri olarak öne çıkıyor.
İhracatımızda özellikle peynir çeşitleri, süt tozu, tereyağı, krema, peynir altı suyu ürünleri ve UHT sütler önemli paya sahip. Son yıllarda geleneksel Türk peynirlerinin uluslararası pazarlarda daha fazla tanınması da ihracatımıza olumlu katkı sağlıyor. Bununla birlikte sektör olarak yalnızca miktar bazında değil, değer bazında da büyümeyi hedefliyoruz. Burada dikkat çekici bir noktaya değinmek gerekiyor. Türkiye’nin süt ve süt ürünleri ihracatında ortalama birim fiyatı ton başına yaklaşık 2 bin 500 dolar seviyesindeyken, ithal edilen ürünlerde bu rakamın 5 bin dolar civarında olduğu görülüyor. Bu durum bize, yüksek katma değerli ürünlerde hâlâ önemli bir gelişim alanımız bulunduğunu gösteriyor. Özellikle fonksiyonel süt ürünleri, özel beslenme ürünleri, ileri işlenmiş peynirler, sporcu beslenmesine yönelik süt proteinleri ve bebek beslenmesinde kullanılan özel ürünler gibi alanlarda yapılacak yatırımlar, ihracat gelirlerimizi önemli ölçüde artırabilir.
“SAVAŞA RAĞMEN İHRACATTA KISA SÜREDE TOPARLANDIK"
İran ile ABD/İsrail arasında yoğunluğu dönem dönem azalsa da devam eden savaş Türkiye’nin süt ve süt ürünleri ihracatını nasıl etkiledi/etkilemesini öngörüyorsunuz?
Küresel gelişmeler sektörümüz açısından yakından takip edilmesi gereken unsurlar arasında yer alıyor. Şubat ayının sonunda ortaya çıkan İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilim ve çatışmalar, başta Orta Doğu olmak üzere bölgesel ticaret akışlarında belirsizliklere yol açtı. Türkiye’nin süt ürünleri ihracatında Orta Doğu ülkeleri önemli bir paya sahip olduğu için bölgede yaşanabilecek her türlü jeopolitik risk lojistik maliyetlerini, ödeme sistemlerini ve ticaret kanallarını etkileyebiliyor. Özellikle kara yolu taşımacılığı, sigorta maliyetleri ve tedarik zinciri güvenliği açısından ilave riskler ortaya çıkabiliyor. Nitekim mart ayında süt ve süt ürünleri ihracatı bir önceki yılın aynı ayına göre %22 düşüş gösterdi.
Bununla birlikte Türkiye’nin coğrafi konumu ve güçlü üretim alt yapısı, kriz dönemlerinde önemli bir avantaj sağlıyor. Bölgesel arz sıkıntılarının yaşandığı dönemlerde Türkiye, güvenilir tedarikçi rolüyle öne çıkabiliyor. Bu nedenle kısa vadede bazı pazarlarda lojistik ve ticari zorluklar yaşanabilse de orta ve uzun vadede bölge ülkelerinin gıda güvenliği ihtiyacı Türk süt sektörüne önemli fırsatlar sunuyor. Dış ticaret verileri nisan ayında ihracatın toparlandığını, hatta 2024 ve 2025 yıllarının nisan ayına göre daha yüksek ihracat geliri elde edildiğini gösteriyor. Sektör olarak hedefimiz yalnızca mevcut pazarlarımızı korumak değil; Uzak Doğu, Güneydoğu Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni pazarlarda da daha güçlü bir varlık göstermek. Türkiye'nin yıllık süt üretim kapasitesi, sanayi altyapısı ve kaliteli ürün çeşitliliği dikkate alındığında, süt ve süt ürünleri ihracatının önümüzdeki yıllarda hem miktar hem de değer bazında çok daha yüksek seviyelere ulaşacağına inanıyoruz.
“TAĞŞİŞ İLE ANALİZ FARKLILIKLARINDAN KAYNAKLANAN UYGUNSUZLUKLAR AYNI ŞEY DEĞİL"
Süt üreticilerinin yaşadığı sorunlar, taklit ve tağşiş gibi konular hakkında neler söylemek istersiniz? Sütçülük sektörünün istikrarlı bir yapıya kavuşması, üretici ve tüketicinin memnun olduğu bir düzenin oluşabilmesi için çözüm önerilerinizi paylaşabilir misiniz?
SETBİR olarak taklit ve tağşişle mücadeleyi sektörümüzün sürdürülebilirliği ve tüketici güveninin korunması açısından son derece önemli buluyoruz. Bilinçli şekilde ürüne yabancı madde katılması, süt yağı yerine bitkisel yağ kullanılması veya tüketiciyi yanıltacak uygulamalarla piyasaya ürün sunulması kesinlikle kabul edilemez ve etkin şekilde denetlenmelidir. Bununla birlikte, kamuoyuna açıklanan uygunsuzluklar içerisinde yer alan bazı durumların teknik açıdan dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Özellikle süt ve süt ürünlerinde protein, yağ, kuru madde gibi bileşenlere ilişkin laboratuvar analizlerinde ortaya çıkan sapmaların tamamının doğrudan taklit veya tağşiş kapsamında değerlendirilmesini adil bulmuyoruz. Çünkü bu değerler ölçüm yöntemleri, numune alma koşulları, analiz belirsizlikleri ve laboratuvarlar arasındaki farklılıklar gibi teknik unsurlardan etkilenebilmektedir.
Kasıtlı hileyle analitik ölçüm sonuçlarından kaynaklanabilecek mevzuat uyumsuzluklarının birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Tüketiciyi yanıltma amacı taşıyan uygulamalarla, teknik toleranslar veya analiz farklılıklarından kaynaklanan uygunsuzlukların aynı kategoride değerlendirilmesi hem kamuoyunda yanlış algılara neden olabilmekte hem de dürüst üreticilerin itibarını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle denetim süreçlerinde bilimsel kriterlerin, ölçüm belirsizliklerinin ve uluslararası analiz standartlarının dikkate alınmasının; kasıt unsurunun bulunduğu açık tağşiş vakalarıyla teknik analiz farklılıklarından kaynaklanan uygunsuzlukların ayrı değerlendirilmesinin sektör ve tüketici açısından daha sağlıklı bir yaklaşım olacağına inanıyoruz.
Sürdürülebilir süt üretiminde ise hayvan sağlığı, kalite odaklılık, verimlilik, kaynak yönetimi ve arz güvenliği gibi koşullar kritik öneme sahip. Uluslararası süt sektöründe de temel yaklaşım, daha fazla kaynak tüketerek değil, aynı kaynaktan daha yüksek verim alarak büyümek yönünde şekilleniyor. Türkiye açısından da önümüzdeki dönemin en kritik başlığı verimlilik olacak. Çünkü süt üretiminde kalıcı büyüme sağmal hayvan sayısını artırmaktan çok, hayvan başına verimi yükselten, kayıpları azaltan ve üretimi daha planlı hale getiren bir yapıyla mümkün görünüyor.
Bunun yanında dijital takip sistemleri, hayvan refahı, sürü sağlığının ve varlığının korunması, kaliteli kaba yem, iklim koşullarına dayanıklı üretim modelleri ve güçlü soğuk zincir yapısının oluşturulmasını sürdürülebilirliğin diğer önemli koşulları olarak görüyoruz. Önemli olan, üretimin kısa vadeli dalgalanmalardan etkilenmeden devam edebildiği, üretici ile sanayinin aynı hedef doğrultusunda hareket ettiği uzun vadeli bir bakış açısını koruyabilmek. Bu yaklaşımın hem iç pazarda hem ihracatta Türkiye’nin süt sektörünü daha güçlü bir noktaya taşıyacağına inanıyoruz.
“SÜT EŞDEĞERİ TÜKETİMİMİZ 161,7 KİLO"
2025 yılında sanayi tarafından toplanarak işlenen inek sütü miktarının 11 milyon 233 bin ton olarak gerçekleştiğini belirten SETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Fatma Can Sağlık, bu sütün yaklaşık 1 milyon 640 bin tonu içme sütüne, 1,4 milyon tonu yoğurda, 1 milyon 50 bin tonu ayran ve kefire, yaklaşık 858 bin tonu ise peynire dönüştürüldüğünü aktardı. Koyun ve keçi sütünün de sanayi tarafından işlendiğini ancak rakamların görece düşük olduğunu kaydeden Sağlık sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde süt ve süt ürünlerinin tüketimine ilişkin veriler maalesef resmi olarak yayımlanmıyor. Ancak üretilen toplam çiğ süt miktarının ülke nüfusuna bölünmesiyle ortalama bir rakama ulaşıyoruz. Buna göre, 2024 yılında kişi başı 158,6 kg ve 2025’te 161,7 kg süt eşdeğeri tüketim gerçekleştiği hesaplanmaktadır. Görüleceği üzere, bu hesabın içerisinde ithal edilen ve ihracatı yapılan süt ve süt ürünleri yer almıyor. Tüketimle ilgili karşılaştırmayı yapabilmek adına Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Kasım 2025’te yayımladığı Gıda Öngörüleri Raporu’na göre, süt ve süt ürünlerinin tüketim ortalaması kişi başı 120,2 kg/yıl olarak öngörüldü.”